Ara
  • Tezer Aktay

Taş

Ersin Karabulut'un "Yeraltı Öyküleri" çizgi kitabındaki "Taş Devri" hikayesinden esinlenerek hazırlamış bu 12 dakikalık kısa filmi Alican Yücesoy.



Ersin Karabulut ve Alican Yücesoy'un "Taş" adını verdikleri bu kısa film Youtube'da mevcut. Baya da olmuş sanırım yükleneli. Ben kendisi ile Mubi'de dün tanıştım. Bu izlediğim ikinci Ersin Karabulut uyarlaması. İlki biraz daha etkilemişti beni. Eve çocuğu infaz etmeye gelen devlet görevlileri, yaşam hakkı ve sınırı gibi bir teması vardı.

Alican Bey'in röportajında demesine göre ilk okuduğunda çok etkilenmiş bu çizgi hikayeden. Sohbet ettiği her yapımcı, yönetmen ve senariste "bunu çekmelisin, mükemmel bu" demiş. Yıllar sonra da kendisi çekmeye karar vermiş. Baktı hareket yok.

Renkler, müzik, açılış tatlı bir komedi dizisi başlangıcı gibi. Muzip, tatlı müzik. Sepya ama canlı renkler. Okul önlüğü. Pazarcı. Sıcak Mahalle. Ama aslında alt mesajı ve esas vurgulamak istediği şey o kadar da tatlı değil. Müzikler Tolga Çebi'ymiş bu arada. Bu bilinçli seçim için gidilebilecek en iyi isme gitmiş kendisi. (Bkz: Galip Derviş, İşler Güçler)

Doğar doğmaz taşımıza bağlanıyoruz. Ve ömrümüz boyunca taşımız ile yaşıyoruz. Yaşımız büyüdükçe, taşımız da büyüyor. Taşı bırakmak mı? Bu düşünülemez bile. Duymamış olayım.

Muzaffer genç ve soru sormayı seven biri. Soruyor annesine haliyle "Bırakırsak ne olur? Bence hiçbir şey olmaz." Annesi Latife'den "Duymamış olayım oğlum. Kendini düşünmüyorsun, bari bizi düşün" cevabı geliyor. Tam bu sahnede ufak, tatlı bir "easter egg" bulunmakta. Muzaffer hiç hoşlanmadığı bu cevabı aldıktan sonra gizlice okuduğu çizgi romanı saklıyor yanından geçen annesinden. Bu çizgi roman da Ersin Karabulut'un "Taş Devri" hikayesi ve çizimi.

Muzaffer'in müdürü de "Hayır efendim bunu hepimiz taşıyoruz. Ne oluyor ki yani?" diyor. Şikayet üzerine okula çağırdığı Latife Hanım'a. Her adım atmaya cesareti olmayan ve bulunduğu durumu sorgulamayan insan gibi...

Çok geçmeden daha ikinci dakikada anlıyoruz bu taşın ne olduğunu. Bu taş; Yobazlık. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Dogmalar. Değişitirilemezler. Dayatılanlar. Düşünmemizi ve kafa yormamızı istemedikleri her şey.

Elalem ne der? O saatte orada ne işi varmış? Erkek adam bu renk giyer mi? Kadın dediğin yemek yapar. Biz babamızdan böyle gördük.

Daha küçük yaşlarında daha kolay idare ediliyor ve geçiştiriliyor Muzaffer. Ama yaşı ilerledikçe ne sabrı kalıyor ne merakı azalıyor. "Neyse ne ya" diyor bir gün sınıfta. Ve koyuyor taşı yere.

İşte burası müthiş vurucu. Bu kadar kısa, net ve vurucu bir mesaj almamıştım uzun süredir. Anlamını bilmedikleri halde yıllarca, sorgulamadan taşıdıkları taşı bırakmaya ilk cesaret ettikleri anda linç ve öldürmek için kullanıyorlar.

Taşı bıraktıkları halde hala taşımaya devam etmeleri ise artık çoktan beyinlerinin yıkandığını ve sorgulamaktan korkmadan ziyade sorgulamak istememe sürecine geçildiğini trajikomik şekilde güzelce vermiş.

Peki o anneanne ? Ah o anneanne? 90lı yaşlarında, taş değil artık kaya olmuş o ağırlığın altında zar zor nefes alırken Muzaffer'in sayesinde ondan kurtuluyor. Ve final sahnesindeki o Tolga Çebi'nin muzip/hüzünlü müziği ile kayasına bakışı eşsiz. "Bu muydu yani?" bakışları ve konuşmadan çok şey anlatabilmesi etkileyici.

Çizgi romanı kadar etkileyici olamaz tabi. Üstad Ersin Karabulut'un eşsiz çizgisi ile zaten etkileyici olan bu konu tokat gibi çarpıyor çizgiromanda. Alican Yücesoy da yeterince etkiliyor. Genel akış durağan olsa da olmayan taşı taşımaları ve kayasını izleyen anneanne yeterince açık ve temiz veriyor mesajı, hissiyatı.

Benim burada yazarak anlatmak isteyip anlatamadığım onca duyguyu 12 dakikada vermiş Alican Bey. Helal olsun. Bu arada Tolga Çebi'yi anıp Ethem Onur Bilgiç'den bahsetmemek olmaz. Bu 12 dakikalık kısa filmde en iyiler ile çalışmayı kafaya koymuş demek ki Ali Bey. Filmin afişi Ethem Onur Bilgiç'ten. Aşırı iyi. Ellere bileklere sağlık.

Hepimizin taşları farklı. Belki kolumuzun altında değil ama beynimizin içinde ağır gelen, taşımaktan yorulduğumuz taşlarımız var. Yatağa kafayı koyduğumuzda yastığı çukur yapan. Gözümüzü kapattığımız halde bizi saatlerce uyutmayan taşlar. Neden diye sormaya korktuğumuz taşlar. Umarım hepimiz ve tüm insanlık bu taşları un ufak edebilir.