Ara
  • Tezer Aktay

Anne Frank'ın Hatıra Defteri

Hayatının en renkli yaşlarında tarihin en büyük savaşına denk geldi Anne Frank. "Suçu" ise sadece bir dine mensup olmak.


Anne Frank tam iki sene boyunca bir çatı katında saklandı. Dışarda mermilerden ve ölümden kaçmak mı daha zordu? Yoksa bu çatı katında akıl ve ruh sağlığını korumaya çalışmak mı? Tüm bunları bir bir yazmış hatıra defterine..

Anne Frank 12 Haziran 1929'da doğdu. Alman yahudisi bir ailenin ferdiydi. Doğduğu 1929 yılından 1933 yılına kadar Almanya'nın Frankfurt kentinde yaşadı. 1933 yılında nazilerin iktidara gelmesi ile Frank ailesi Hollanda'nın Amsterdam kentine kaçtı. Almanlar 1940'ta Amsterdam'ı da işgal etti. Naziler 1942'de Hollanda'daki yahudileri sistematik olarak öldürmeye ve toplama kamplarına yollamaya başladı. Bunun üzerine Frank ailesi Amsterdam'ın Prinsengracht semtinde bir evin çatı katına saklandılar. Bir kütüphanenin arkasındaki küçücük gizli bir odaya.


Genç yazar Anne Frank 2 sene boyunca hayali arkadaşı Kitty'e seslenerek günlük tutar burada. Hayallerini, korkularını, umutlarını, umutsuzluklarını, her şeyi yazar.

4 Ağustos 1944'te Gestapo eve baskın düzenler. Bir Hollandalının ihbarı ile tüm aile yakalanır. Önce hepsi Auschwitz'e yollanır. Ardından Bay ve Bayan Frank burada kalır. Abla Margot ve küçük yazar Anne Frank Bergen-Belsen toplama kampına yollanır.


Sevgili Kitty; Söylesene bana. Niye insanlar duygularını gizlemek için bu kadar uğraşıp duruyorlar?

Anne Frank savaşın bitmesine sadece 1,5 ay kala Bergen-Belsen Toplama Kampı'nda hayatını kaybeder. Frank ailesinden yalnızca baba Frank hayatta kalmış ve kızının hatıra defterini derlemiştir.


Tam bu blogu yazarken internette "6 yıl boyunca uğraştılar! Anne Frank'ın sırrı çözüldü!" diye bir haber gördüm. Bildiğimiz gibi Frank ailesi saklanırken gestapo bir ihbar alır. Eve baskın düzenlenir ve Frank ailesi toplama kampına yollanır. Bu kısmı zaten az önce konuştuk. Fakat kim, neden yapar bunu? Bu ihbarı yapan kimdir? Neden yapmıştır? Çıkarı mı vardır? Kötü müdür? İşgüzar mı?


Detaylarla çok vaktinizi almayayım. Haberin özeti şöyle.

23 kişilik çok uluslu bir ekip, 6 yıl çalışarak, yapay zeka teknolojisinin yardımı ile gerçeği büyük ölçüde ortaya çıkarır. Bu çalışmanın sonucuna göre Anne Frank ve ailesini, Yahudi Konseyi üyesi olan Amsterdam'ın önde gelen noteri Arnold van den Bergh ihbar etmiştir.


Hollandalı belgesel yapımcısı Thijs Bayens'in önderliğinde 2017 yılında çok uluslu bir araştırma ekibi kurulur. Ekip eski savaş dosyalarını, röportajlarını, nazi gizli arşivlerini ve 66 gigabaytlık dijital arşivi yapay zeka yardımı ve modern araştırma tekniklerini birlikte kullanarak yorumlar. Tüm bu 6 yıllık çalışma sonucunda yapay zekanın sunduğu 30 kişilik teori listesinin tepesinde ise o isim gözükür. Arnold van den Bergh.


Araştırma ekibinden emekli FBI dedektifi Vince Pankoke, Hollandalı kamu yayıncısı NOS'a yaptığı açıklamada, bu sonucun yüzde 85 doğru olduğunu söyler. Sonucu inceleyen bağımsız kuruluşlar da bu sonuca varır ve bu yorumu onaylarlar.


Peki Van den Bergh kimdi? Ve bu ihbarı neden yaptı?


Araştırmacıları böyle düşünmeye iten nedenlerden biri, Van den Bergh'in hiç toplama kampında bulunmadığını öğrenmeleri oldu. Van Den Bergh kendini ve ailesini kurtarmak için elinden gelen her şeyi yaptı ve sürgüne gitmesi geçici olarak durduruldu. Bu arada kızları için saklanacak bir yer ayarladı. Bu çabalarına rağmen Van den Bergh 1944'te daha fazla nazilerden kaçamadı. Toplama kampına gönderilmemesi için verilen geçici erteleme belgesinin süresi doldu. Yine kendisini ve ailesini toplama kampından geçici bir süre de olsa kurtarabilmek için Van Den Bergh nazilere bir liste verdi. Saklanan Yahudilerin adreslerinin bulunduğu bir liste. Nazilere karşı bir "iyi niyet göstergesi". Ve ne yazık ki bu listede Frank ailesi yani No:263 de bulunuyordu.


''Barış içinde yaşamak dururken birbirinin gırtlağına sarılmak niye?''

Kitabını yıllar önce okumuştum. Olgun kafayla, bu yaşlarda tekrar bakmak gerekli. Altkat Sanat'ta da oyununu izledim. Performans, hikaye gibi şeyler zaten konuşulur ama bir tiyatro salonunda bence havalandırma ve ışık çok önemli iki şey sevgili Altkat Sanat. Resmen yanımdaki kişinin karbondioksiti ile hayatta kalmaya çalıştım. Ve sol çaprazda sürekli yanan devasa beyaz bir ışık varken oyuna odaklanmak pek mümkün olmuyor.


Geekyapar kanalından Ömercan Güldal'ın eşi olarak tanıdığımız Aybike Turan'ın performansı güzeldi. İçselleştirmiş rolünü. Yalnız bir tek bana mı düşürücü geldi bilmiyorum ama "Şu an söylediğim şey çok önemli. O yüzden bağırarak söylemem lazım" oyunlarını fazla yapıyor. Bir şeyi bağırmadan da güzelce vurgulayabiliriz bence.

Ne yazık ki Nevzat Süs'ün oyunculuğu için çok pozitif konuşamayacağım. Aşırı vücut oyunu beni hikayeden düşüren şeyler oyunlarda. Nevzat Bey'in oyunculuğu da hep bu sulardaydı. Böyle yaşanmış bir trajedinin uyarlanmasında Hamlet rol efektleri bence biraz "cringe" duruyor.


Oyun hakkında çok da derinlemesine incelenecek bir şey yok. Aybike Turan'ın normal üzeri oyunculuğu var. Empati kurduğunuzda içinize bir alev topu atacak kadar üzücü bir konu ile sürüklenip gidiyorsunuz zaten. Gidilir, sevilir.

İkinci Dünya Savaşı zamanında sayısız acı dolu hikaye var. Ama Anne Frank kadar insanı etkileyen az bulunur. En azından hikayesi bize ulaşabilenler arasından.


En yakın zamanda bu genç hanımın hayali arkadaşı Kitty ve günlüğü ile çok zor günler geçirdiği Amsterdam'daki o evi görmek kısmet olur umarım. (Anlık Euro 15,44 TL)


Bir de şöyle bir şey var. Anne Frank yaşadıklarını günlük olarak tutmasaydı ve video çekseydi nasıl olurdu? Çok güzel bir iş.