Ara
  • Tezer Aktay

Erşan Kuneri

Ülkece bölünmeye, kutuplaşmaya bayılıyoruz. Hastasıyız. Menemen soğanlı mı olur? Soğansız mı? Ülke çok kötü bir iktidar partisi yüzünden mi böyle? Çok kötü bir muhalefet partisi yüzünden mi? Çay şekerli mi? Şekersiz mi? Gibi mi? Erşan Kuneri mi?

Zafer Algöz'ün Twitter'dan "Gibi mi? Feyyaz Yiğit komedisi mi? HAHAHAHAH daha kırk fırın ekmek yemeleri lazım" yorumlarını ağzım açık okudum. Nerede özlediğimiz o üstad mütevaziliği? Nerede o "O ayrı, bu ayrı canım. İkisi de farklı güzel" edebiyatı?

Gerçekten ünlü yaşlanması diye bir şey var galiba ne yazık ki ya. Zafer Algöz ve Cem Yılmaz da ne yazık ki bu trendeler. Yaş ilerledikçe saçmalama ve düş kırıklığı yaratma sayıları artıyor. Tabi ki bu trenin makinisti Okan Bayülgen.

Okan Bayülgen profesyonel bir yaşlı / deli olma yolunda ilerliyor. Eski popülerliğinin ve değerinin olmamasını hiç sindiremiyor ve bunu çok fazla belli ediyor. Son zamanlardaki açıklamaları, görüşleri o kadar komik ve "boomer" ki, inanılmaz. Üzgünüm ama sosyal medya, internet ve dijital çağdayız. Maalesef gece kuşu bitti. Onu da sevmiştik ama bitti.

Bir hayatı tv reklamındaki değişik karakterleri seslendirmekle geçen biri olarak "Instagram'daki fenomenler çöp. Bu krem çok güzel alın diyorlar. Rezillik." demen gerçekten akıl almaz. "Hey Genç Turkcell'li naber? Bu paket bu kadar TL" demekten farkı ne bunun? İkisi de reklam işte. O zaman tv daha çok izleniyordu ona veriyorlardı reklamı. Şimdi sosyal medya daha çok izleniyor ve bu mecraya reklam veriyorlar. Bu kadar basit. Lütfen bulunulan yıla, ortama, dijital çağa göre güncelle kendini. Güncelleyemiyorsan da n'olur saçma sapan konuşup rezil etme kendini. Zaga ve Gece Kuşu günleri hatırına.

Zafer Algöz'de de aynı durum var. Keşke biraz daha mütevazi ve ılımlı olsaydın be Zafer Ağabey. Ama madem bu kadar dobra ve açık sözlüyüz; Gibi serisi Erşan Kuneri'ye tur bindirir, kucağında hoplatır ba üstad.

Neyse genel isyandan sonra geçelim Erşan'a. Sevdiğimiz bir karakterin filmini yapıp, sevdiğimiz karakteri bambaşka bir şekle sokma kafasını ben hiç sevmedim. Arif v 216'da da yapmıştı bunu. 216 G.O.R.A'da prensesin aşırı libidolu gay arkadaşıyken birden hetero oldu 216'da. Kuneri'de de aynı şey vardı. Bizimle tanıştığı o sahnede sert, agresif, takır tukur konuşan tabiri caiz ise bir "anti kahraman" tadında Erşan Kuneri vardı. Netflix serisinde ise Cem Yılmaz Stand Up'larındaki "taklit ses tonu" ile konuşan "eh ehehe ehe" Kuneri vardı. Gerçek Erşan Kuneri'nin aşırı tatsız bir cosplay'i gibiydi.

Küfürlü, bel altı, argo şakayla hiçbir derdim yok. Hatta kalitelisi ve doğru zamanda yapanı ağlata ağlata güldürür. Fakat Erşan Kuneri'de "abi burada küfür etmeliyiz. Edelim amına goyim" tadında şeyler vardı. Lise 1'e gidiyorsak ve arkadaşlarımızla okuldan kaçıp kola çekirdek yapıyorsak komikler. Ama belli bir yaşa, mizah kalitesine sahipsek ne yazık ki güldürmüyorlar.

Bir de neden acaba kendin son işlerinde Trakya, Ege, Edirne şivelerine taklitlerine falan taktı anlamıyorum. Baştan basit bir Stand Up şakası sanmıştım ama üst üste üç işinde de buna gönderme yaptığına göre demek ki gerçekten tetikleniyor.

İyi yanlarına gelince. Bir film içinde bir çok alt film barındırması. İnanılmaz dekor, cast ve renk paleti kalitesi süperdi. Cem Yılmaz dekor, kostüm, "o zamana götürme" konusunda cidden muazzam. Sıfır gülsen bile ağzın açık, kartpostal gibi o kareyi izleyebiliyorsun. Ve tabi ki Çağlar Çorumlu. Son yıllardaki favorim. Müthiş ötesi bir yetenek gerçekten. Yerli sinemada Ballon D'or olsa net alır diyebilirim. Bayılıyorum kendilerine.

Cem Yılmaz filmlerinde, yapımlarında genelde kaliteli bir Soundtrack list olur. Bunda öyle akılda kalıcı veya Spotify'a koşturucu bir durum yoktu. Bu açlık hissettiriyor kendini filmi izlerken.

Asla yüzüne bakılmaz bir film değil ama ne yazık ki "eve gideyim de ayaklarımı uzatıp kaldığım yerden izleyeyim bir an önce" de dedirtmiyor. Aşırı kaliteli bir çıtır çerez film olarak düşünebiliriz. Ha ben kimim? Tezer Gedik. En iyisini ben bilirim.

Cem Yılmaz bitmiş ya!