Ara
  • Tezer Aktay

Hitler Türkiye'ye neden saldırmadı?

İkinci Dünya Savaşı meraklılarının, savaş tarihçilerinin ve 1939-1945 tarihleri arasına ilgi duyanların aklına sıkça gelen o soru. Neredeyse tüm Avrupa'yı ele geçirmiş ve Bulgaristan'ı alarak sınırımızla arasında sadece 20 KM uzaklık kalan devasa Alman Ordusu Türkiye'ye neden saldırmadı?


Hitler'e göre Versay anlaşması Alman tarihinin en utanç dolu anıydı. Kara bir lekeydi. Çoğu tarihçiye göre Hitler Türkiye'yi Versay Anlaşması'nın fotokopisi olan Sevr anlaşmasını imzalamış, eski dost, müttefik olarak görüyordu. 3. Reich yıkılana kadar Alman ordusu mensuplarının bir kısmının üniformalarında Osmanlı Madalyası görülebiliyordu. Birinci Dünya Savaşı'nda ordumuzun en tepelerinde Alman Generaller bulunuyordu. Aynı zamanda yine çeşitli konuşmalarından Hitler'in Türkiye'nin en az Versay kadar ağır olan Sevr Anlaşması'nın ardından küllerinden doğmasını, pes etmemesini, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmasını hayranlıkla karşıladığını biliyoruz. Peki gözünü toprak ve hırs bürümüş bir deli sırf saygı duyuyor diye mi Türkiye'yi es geçti? Tabi ki hayır. Bu belki de minik bir etken. Kaldı ki 1960 yılında ele geçirilen gizli SS dosyalarında Balkanlar üzerinden Türkiye'ye yapılacak olası bir Blitzkrieg operasyonunun planları görülmüştür.


Gelelim belki de tarihin en büyük diplomasi başarısı olan İkinci Dünya Savaşı'ndaki tarafsızlığımıza. Sağımız, solumuz, yukarımız ve altımız cehennem alevi ile sarılıyken bu kaosun dışında durabilmemize. Tabi ki burada diplomasi kralı İsmet Paşa'ya değinmemiz gerekiyor. Bir yandan İngiltere ve Fransa Türkiye'nin müttefiklere katılması için ağır baskı yapıyor, bir yandan yükselen güç olması ve Birinci Dünya Savaşı'ndaki kader ortaklığından dolayı ülkede Alman sempatizanlığı bulunuyordu. Sovyetler ise kimi zaman aleni, kimi zaman dolaylı yoldan Almanlar ile yapılacak bir anlaşmanın sonuçlarının ağır olacağı mesajını veriyordu. Gerçek bir cadı kazanı içinde Türkiye.

Ve petrol konusu. Almanların inanılmaz motorlu gücünü düşmanları korkutan bir canavar gibi kullanması için petrol gerekli. Çok petrol. Bunun için de iki yol var. Bulgaristan üzerinden Türkiye işgali ile Musul, Kerkük ve Bakü'ye ulaşmak. Buranın kaynaklarından yararlanmak.


İkinci seçenekse Sovyet işgali ve sovyet petrolü.


Hali hazırda bir Sovyet saldırısı olduğunda tüm güçler "gerçek düşman" olan kızılların üzerinde olursa Türkiye işgali ihtimali sıfıra yakın olacaktır. Türkiye işgalinin ileri zamanlara atılmasını ve vakit kaybetmeden gerçek düşman olan Sovyetler'e saldırmak gerektiğini savunan Hitler'in generallerine teşekkür etmeliyiz. Ve ihtiyaç olunan petrolün Sovyetler'den karşılanması gerektiğini düşünen cennetlik generaller.


Peki neden hem Sovyetler hem de Türkiye'ye aynı anda saldıramaz Hitler? Daha çok petrol daha iyi değil mi?


Aynı anda Türkiye ve Sovyetler cephesi açılma ihtimali sıfır. Potansiyel gücü ikiye bölme fikri Hitler gibi hayalperest bir dikdatör için bile imkansızdı.


Peki neden "önce Türkiye'yi işgal edip ardından Sovyetler'e yürürüz" demedi Führer? Hiç milliyetçi bir yerden yazmıyorum. Bunun cevabı "Türk" oluşumuz. Çok değil.10 sene önce her şeyini kaybetmiş bir ülkenin küllerinden doğduğuna şahit oldu eski müttefikimiz Almanya. Türk Milleti'nin toprağına göz dikenin üzerine kabus gibi çökeceğinin farkında. Senelerce Osmanlı Ordusu'nda görev yaptıktan sonra Führer'in ordusunda rütbe alan bu yaşlı kurt generaller bunun birinci gözden bildikleri için kuvvetle muhtemel bu hislerini paylaştılar kendisiyle. Bu teknolojik güç ve nüfus gücünün karşısında durabilir miydik? Muhtemelen hayır. Ama Paris gibi bir haftada işgal edilemeyeceğinin, zaiyatın çok olacağının farkındaydı Führer ve Generalleri. Ülkemiz cephesinde geçirilen her saat Sovyetler'in biraz daha güçlenmesi demekti. Bu göze alınamazdı. Çünkü esas düşman ve ilk hedef Sovyetler.


Gelelim o meşhur hikayeye. Sovyetler ve Türkiye cephesinin aynı anda açılmasının ne kadar imkansız olduğunu bu hikaye ile daha net kavrayabiliriz.


Haziran 1941. Köşkünde çizgili pijamaları ile uyuyan İsmet Paşa'nın kapısı çalar. Özel kalemi o haberi veri. "Paşam" der. "Önemli olmasa rahatsız etmezdim hazretlerinizi." "Birkaç saat kadar önce Alman ordusu Sovyetler'e top yekün taarruz başlattı. Ve ülkenin içlerine doğru hızla ilerliyorlar."

Paşa durur. Önce biraz dikilir. Sinirleri bozulan, haftalardır belki de aylardır diken üstünde olan Paşa başlar kahkaha atmaya. Çılgınlar gibi gülmeye. Sonra kalkar ve zeybek oynar sevinçten. Artık bir Alman saldırısı söz konusu değildir.


Değişik günlermiş. Enteresan günler. Delilikle dahilik arasında gidip gelen liderlerin aynı anda dünya üzerinde otorite sahibiyken denk gelmelerini şaşkınlıka ve ölümlerle izlemişiz. Hitler, Mussolini, Stalin, Churchill...