Ara
  • Tezer Aktay

Squid Game

Squid Game yayına girdiği tüm ülkelerde şu an Türkiye hariç liste başı olmuş. Hiç sıkılmadan, merakla sonuna kadar izleten bu diziyi tabi ki Türkiye'de tahtından eden yapım Aşk 101 ikinci sezon. Özür mözür dilemiyoruz Squid Game!


Dizimiz Güney Kore yapımı. Evlenip boşanmış ve maddi durumu pek de iç açıcı olmayan ana karakterimiz var. Ayda yılda bir gördüğü çocuğunu bir daha artık göremeyeceğini, tek çözüm yolunun para bulmak olduğunu fark ediyor. Üzerine mafyaya olan borcu, annesine maddi destekte bulunamaması gibi durumlardan tam depresyonun kapısından ilk adımını atmışken metroda yanına takım elbiseli, uzun boylu, cool bir abi geliyor. Karakterimize oyun oynayarak Elon Musk gibi zengin olabileceğini söylüyor ve üzerinde numara yazan, Playstation butonlarına benzeyen şekiller olan bir kartvizit veriyor. Karakterimiz de tabi bahsettiğim durumlardan bunaldığı için çaresizce telefonda Hamdi Bey'i arıyor ve varım diyor.

Karakterimiz ona söylenen saatte, söylenen yerde bekliyor. Bayıltıyor. Hiç bilmediği bir yerde, hiç tanımadığı kişilerle üzerinde numara yazan yeşil eşorfmanlarıyla kocaman bir KYK yurdu gibi bir yerde uyanıyor. Ve daha dakika bir olmadan 456 kişinin en değişiği ve en yaşlısı olan 001 Dede ile tanışıyor. Kendisininde 456 numara, yani son kişi olduğunu öğreniyor. Karakterimiz tam "Kardeş burası Münih mi?" şeklinde etrafı turlar ve tonton dedeyle laflarken içeriyor pembe kapüşonlu, maskeli La Casa de Papel abiler geliyor. Bu abilerin maskelerinde üç çeşit simge var. Kare, yuvarlak ve üçgen. Kare yöneticileri, yuvarlak işçileri, üçgen askerleri temsil etmekte.

Yavaş yavaş taşlar oturuyor. Gerekli açıklamalar yapılıyor. Ve içeride çeşitli çocuk oyunları oynanacağını, 7 gün 7 oyun oynayacaklarını ve kazananın tam 45 Milyar Won kazanacağını söylüyor pembe abiler. Hadi şimdi biraz soluklanın arkasından ilk oyunumuza geçelim diyorlar. Kırmızı ışık, yeşil ışık.

Saçları örgülü devasa bebeğimiz arkasını döndüğünde hareket edebiliyor, size bakarken edemiyorsunuz. Yoksa eleniyorsunuz. Yani, ölüyorsunuz. Tabi bu mevzu anlaşılana kadar ve oyun düzgün şekilde oynanana kadar ufak çaplı bir Zincirlikuyu Metrobüs kargaşası çıkıyor ve bir 150 - 200 kişicik eleniyor.

İlk oyun biter bitmez ise mevzuya ayıkan ve "Ölmektense simit satar onurlu yaşarım arkadaşım. Bu nedir böyle?" diyorlar ve imzaladıkları sözleşme sayesinde bir şekilde tekrar evlerine dönebiliyorlar. Sonra ne mi oluyor dersin? Tabi ki geri dönüyorlar. Çünkü para kazanmak lazım acil ve bu devirde ekmek aslanın ağzında yani. Dolar olmuş dokuz.

Karakterlerimiz "Kim çalışıp para kazanacak şimdi. Demirden korksak trene binmezdik. Neyse ne. En kötü ölürüz ya." deyip tekrar o gizemli adaya geri dönüyorlar. Ve geri dönerlerken de peşlerine gözü kara bir hafiye takılıyor.

Oyunlarımız tüm hızıyla devam edip sonlanıyor. Ve tabi ki bizim esas oğlan sancılı ve üzücü bir süreçten sonra yarışmanın birincisi olup ödülü kazanıyor. Fakat o kadar üzülüyor ve çöküyor ki bir kuruşuna dokunmuyor.

Aradan tam bir sene geçtikten sonra anlıyoruz ki tonton dedemiz her şeyin başında olan dedemizmiş ve tüm oyunlarda torpilliymiş. Geriye sarıp tekrar incelediğimizde kırmızı ışık - yeşil ışık oyununda gerçekten dev, saç örgülü, korkutucu bebeğimizin ton ton dedemizi algılamadığını görüyoruz. Yine aynı şekilde misket oyununda kendisinin ölüşünü görmüyoruz ve 001 elendi anonsunu duymuyoruz.

Fakat tek kafama oturmayan şey halat çekme oyununda nasış bir avantajı vardı, neyine güvendi veya nasıl bir taktiği vardı? Baya uçurumdan düşmesine ramak kalmıştı yani. Elleri de halata kitli vb. Orası bir kafama oturmadı sadece.

Güzel güzel detaylar var dizide. Filmde karakterlerimiz sürekli bir sonraki oyunun ne olduğunu, en azından oyunların ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorlar sürekli. Sonra anlıyoruz ki aslında oyunların hepsi kaldıkları yerin duvarlarında çizili. Yine etkileyici detaylardan biri "pembelerin" koğuşlarının zemininin yeşil olması. Yani oyuncuların rengi. Yeşile bastırarak pembelere üstünlük hissi verilmesi. Komik detaylardan bir başkası ise dizide kartvizit ile verilen telefonun Kore'de yaşlı bir adama ait olduğu ortaya çıkmış ve adam günde yüzlerce kişinin kendisini aradığını dile getirmiş.

Dizi o kadar akıcı ve seyir zevki yüksek ilerliyor ki ara ara kopan ve aksayan senaryo bozukluklarını dikkate almıyorsunuz bile.


Puanımı veriyor, sizi öpüyor ve gidiyorum.

8,5/10